İnsanın, aşırı olan hiçbir şeyden fayda sağlayamayacağına inanarak yazdığım bu makalemde, önce kendime sonra siz değerli okurlara, basit olanın huzuru, huzurun da mutluluğu getirdiğini anlatmaya çalışacağım. Mutlu olmanın, bakış açımızla ne kadar alakalı olduğundan bahsedeceğim.

  • Kaçmaya ve saklanmaya gerek yok
  • Harika, harika bir hayat
  • Gülmeye ve ağlamaya gerek yok
  • Harika, harika bir hayat

Colin Vearncombe veya sahne adıyla Black bize bu şarkıda (Wonderful Life) bence çok hoş bir detaydan bahsetmekte. Gülmeye (ki bence kastettiği şey kahkaha atmak) gerek yok. Ağlamak yaygın bir düşünceyle istenilmez, ama gülmek, gülmek neden istenilmesin ki? Kahkaha atmanın ömrü uzattığını söyleyenler bile vardır ama yazarın onlardan biri olmadığı kesin gibi. Ağlamak, üzülmenin aşırılık hali olduğu gibi, kahkaha da sevinmenin, eğlenmenin aşırılık hali değil midir? Eğer aşırı olan bir şeyin faydasız olacağına inanıyorsak, en gerekli gördüğümüz duygu üzerinde bunu tartışmak sanırım en mantıklı kıyaslama yolu olacaktır. Kahkahalarımızın özüne indiğimizde, sebeplerin aşırı mutluluk veya aşırı eğlenceden geldiğini hepimiz biliyoruz. Peki ‘kahkahaya gerek yok’ demek, bu sebepleri de gereksiz kılmaz mı? Tabi ki bir şeyi kötülemek, o şeyin kaynağını da kötülemek olacaktır. Öyleyse aşırı olan mutluluğun neden gereksiz olduğu üzerinde durmamız gerekmektedir.

İlk olarak, Eskişehir escort ilânları arasında beğenip seçeceğiniz kadınlar, hayat gerçekten bir şeye kahkaha atabilecek kadar pürüzsüz mutluluğa sahip mi, buna inanıyor muyuz? Kahkaha attığımızda kendimize gerçekten o kadar çok mutlu olduğu konusunda güvenebiliyor muyuz?

İnsan sevinci ve acısıyla sürekli olarak beraberdir. Geçmiş asla ölmüş değil sadece olmuş olandır. Bir olay gerçekleştiğinde ve olayın gerçekleştiği zaman geri dönülmez bir şekilde elimizden akıp gittiğinde, bu olayın artık bizimle bir bağlantısı kalmadığını, o zamanın artık bize ait olmadığın söyleyemeyiz. Geçmişi değiştiremiyor olmamız, onun bizi değiştirmediği anlamına gelmez. Duygularımız ve düşüncelerimiz birer bütün olarak geçmişten ve gelecekten etkilenirler. Yaşadığımız hayatın kökleri dün, gövdesi bugün, meyveleri ise yarındır. Böyle bir hayat, ancak bütünüyle güzel ve heybetli bir ağaç olacaktır. Sadece köklerle ilgilenmek bizi meyvesiz ve yalnız bırakır. Sadece meyvelere odaklanmak ise bizi dayanıksız ve asılsız olarak devrilmeye mahkûm eder. Aynı şekilde tüm düşünce gövdeye yönlendirilirse ne ayakta duracak gücümüz ne de devrildiğimize değecek meyvelerimiz olur. Durum böyleyken geçmişin pişmanlıkları (ki herkeste vardır veya olacaktır) ve geleceğin kaygıları (ki herkeste olmalı) bugünümüzü etkilemiyor diyemeyiz. Anı kaygısızca ve pişmanlıklar olmadan yaşayamayız. Anı yaşamak tabiri, sadece unutmakla ve kendimizi zorlamakla mümkün olur. Unutmak ise şarkıda kullanılan iki kelime ile yorumlanmalıdır.

Gerek yok, Gerek bulmayın da.

Gülmeye ve ağlamaya gerek yok. Yani geçmişi ve geleceği unutarak anı yaşamaya gerek yok. Pişmanlıklar yüzünden ağlamaya veya kaygısızca kahkahalar atmaya gerek yok. Hayat hüznün ve sevincin karışmasıyla güzel. Hayat buruk bir gülümseme ve huzurlu bir gözyaşı ile güzel. Bunu kabullenmek bize huzuru getirir. Sınırlı olan sabrımızı geçmişe ve geleceğe yaymak yerine yaşadığımız güne yöneltmek bize sakinliği getirir. Huzur ve sükûnet ise bizi mutlu kılan yegâne sebeplerdir.

Mutluluğun nedeni çoğunlukla içimizdedir. Dışarıdan gelen etkiler, mutluluğa iyi veya kötü çok az tepki verdirtir. Mutluluğumuzun asıl kaynağı bizim düşüncelerimiz ve olaylara karşı bakış açımızdır. Aynı olaya şahit olan iki farklı insanın, bu olay karşısında açığa çıkan duyguları tamamen farklı olabilir ve bu bize duyguların o olaydan aslında bağımsız olduğunu gösterir. İç huzuru dengeli, kendisiyle barışık yaşayan, duygularındaki sükûnet halini bozmayan bir insan, olay ne kadar karanlık olursa olsun kendine bir aydınlık bulabilir. Gün içinde yaşadığı bir anlık keyif ve huzur, onun tüm gününü mutlu kılabilir. Öte yandan huzursuz insan, karamsar bakış açısının da yardımıyla tamamen aydınlık olan gün ortasında dahi kendini yalnız ve boğulmuş hissedebilir. Duygularındaki karışıklık, onu hayata karşı da karışık bir duruma düşürür. Bir an gelir kahkahalarla güler, bir an gelir derbeder olur ağlar, hayata isyan eder, onu adaletsizlikle ve zulümle suçlar. Halbuki düşünmez, daha önce kahkaha attığı anı da hayatın armağanıdır, tıpkı ağladığı an gibi. Bilmez bu insan, olaylar bağımsız olsa da duygular kendinindir. Hislerini tamamen kendi yönlendirir, suçunu hep hayata atar. Ömrünü zayıflanarak, masum olanı suçlayarak, pişmanlıklar ve kaygılar içerisinde, karanlık köşelerde, kahkaha atarak ve ağlayarak geçirir gider. Mutsuzluk der durur, böylece hayatı sürgün, dünyayı zindan eder kendine.

Gerek yok kahkahaya ve ağlamaya
Harika, harika bir hayat
Huzur ve mutluluk dolu hayatlara..